Şeyhülislam

Osmanlı imparatorluğu zamanında padişahın dini yetkilerinin temsilcisiydi. Devlet düzeninde yeri sadrazamdan (başbakan) hemen sonra gelirdi. Şeyhülislamlar zamanın diyanet işleri başkanı görevini yaptıkları gibi, adalet ve milli eğitim bakanı görevlerini de yaparlardı. Eskiden bu göreve tayin edilenler azledilemez, emekliye ayrılmazlardı. Ölünceye kadar aynı görevde kalırlardı, 16. yüzyıldan sonra bu durumda değişiklikler oldu. Şeyhülislamlar arasında bilgin ve sanatkarlar da vardı. Bunların en tanınmışı Zembilti Ali Efendi, Ebüssuud Efendi'dir. Osmanlı tarihinde 131 şeyhülislam geçmiştir.

İslamiyetin ilk yıllarında fetva işlerine bizzat Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bakarlardı. Peygamberimizin vefatından sonra dört halife devrinde İslamiyetin yayılması ve sınırların genişlemesi sebebiyle işler çoğaldı. Bu yüzden halifeler fetva işlerine bakacak kimseler tayin ettiler. Bunlara önce müfti, Hicri dördüncü asırdan sonra da şeyhülislam denildi. Fetva işlerinin alimlere verilmesi durumu, Emevi, Abbasi ve Selçuklular zamanında da sürdürüldü. Osmanlılarda fetva vermekle vazifeli ilk zat, Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali’dir. Onun vefatı ile talebesi Dursun Fakih, Osmanlılara müfti (şeyhülislam) olmuştur.

Devletin kuruluş devirlerinde müftilik-kadılık ve müderrisliğin aynı şahısta toplandığı oldu. Mesela Hızır Bey ve Molla Hüsrev hem kadı hem de müfti idiler.  Osmanlılarda ilmiye sınıfına dahil olan müftilere reis-ül-ülema ve müfti-yül-enam gibi ünvanlar da verilmişti. Yavuz Sultan Selim Han zamanında (1512-1520) şeyhülislamdan Ahmed ibni Kemal Paşaya Müfti-yüs-sekaleyn (insan ve cinlere fetva veren) ünvanı verilmişti. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanına (1520-1566) kadar şeyhülislamlık tevcihinde uyulması zaruri bir kanun yokken, Ebüssü’ud Efendinin hazırladığı bir düstur (kanun)la Rumeli kazaskerliğinden sonra terfi edilen bir makam haline geldi. Pek nadir olarak Anadolu kazaskerlerinden de şeyhülislamlar görüldü.

Yine bu devirden (1574) itibaren, şeyhülislamlar ilmiye sınıfının başkanı oldu ve bütün kadılar, müftiler ve müderrisler onun emrine verildi. Şeyhülislamları bizzat padişah tayin ederdi. Şeyhülislamlığa getirilen zatı, saraydan gelen on beş kadar görevli evinden alarak Paşa kapısına, sadrazama götürürlerdi. Oradan saraya gelip padişah huzuruna çıkarlardı. Padişah, dine ve ilme duyduğu saygıdan dolayı şeyhülislam adayını ayakta karşılardı. Sonra, namzede, kendisini şeyhülislam tayin edeceğini söylerdi. O da kabul ederse şeyhülislamlara mahsus ferve-i beyda denilen beyaz çuhaya kaplı erkan samur kürk giydirmek suretiyle tayin muamelesini yapar ve aynı suretle onunla beraber huzurda bulunan sadrazama da samur hil’at giydirir ve avdetlerine müsade ederlerdi.

Bu suretle saraydan çıkan sadrazamla şeyhülislam alayla at başı beraber Babıaliye gelirler, bir müddet oturup; kahve, şerbet, gülsuyu ve buhur ikram edilir ve bu sırada Babıalideki hükumet erkanı şeyhülislamı tebrik ederlerdi. 1826 yılına kadar şeyhülislamların müstakil daireleri yoktu. Kendi evlerinde veya uygun bir konakta vazifelerini yerine getirirlerdi. Sultan İkinci Mahmud Hanın yeniçeri ocağını kaldırmasından sonra, Süleymaniye Camii yakınındaki Ağakapısı, şeyhülislamlara daimi ikamet olarak verildi. Burası şeyhülislam kapısı olarak meşhur oldu. 1836’dan itibaren bu binaya kazaskerlerle İstanbul kadısı da nakledildi.

Şeyhülislamlar, divan-ı hümayun azası olmamakla beraber, dini bir meselenin halli veya düzeltilmesi gerektiğinde divana davet edilir ve görüşleri alınırdı. Yine harp ve sulhe karar verilebilmesi için şeyhülislamın tasdiki gerekirdi. Seferlerde padişah nerede bulunursa, şeyhülislamlar da orada bulunur, çadırlarının önüne vezirler gibi üç tuğ dikilirdi. Fakat sadrazamın serdar-ı ekrem olduğu seferlere şeyhülislam katılmazdı. Şeyhülislamların en önemli vazifesi fetva vermekti. Çünkü bunlar en büyük müfti kabul edilirdi. Şeyhülislamların; çuhadar, telhisçi, kethüda ve saire gibi maiyetinden başka, başlarında fetva emini bulunan ve pek mühim bir daire olan fetva kalemi vardı.

Bu dairede müsevvid, mübeyyiz, mukabeleci, katip, mühürdar ve müvezziler bulunurdu. Fıkıh, yani İslam hukukuna iyice vukufu olanlardan tayin edilmesi icab eden fetva emini, fetva kaleminin başta gelen amiriydi. Bu zat, istenilen fetvayı muteber fıkıh kitaplarından bulur ve bunun maiyetinde olan yirmi kadar katip de fetvaları kağıda geçirirlerdi. Daha sonra bu, fetva emini tarafından görülür ve mübeyyiz tarafından beyaza çekilerek, şeyhülislama takdim olunurdu. Şeyhülislam bunu tedkik eder, ta’lik kırması denilen kendi el yazısıyla cevap kısmını imzalardı. Bundan sonra müvezzi isimli memur bu fetvayı mahalline verirdi.

Fetva, herhangi bir şeyin (umumi ve hususi, dini veya hukuki) İslamiyete uygun olup olmadığını bildirmek demekti. Umumi hukuka (Hukuk-ı umumiyeye) ait fetvaların alınması hükumete aitti. Bunlar da harp ilanı, sulh akdi, askeri kanun tebdili, ıslahat icrası, gayr-i müslim tebeanın isyanı, şakavette bulunanların (asilerin) katli gibi fetvalardı. Hususi hukuka (Hukuk-ı hususiyyeye) dair olan fetvalar, dokuz parmak uzunluğunda ve dört parmak genişliğinde bir kağıda ince harflerle yazılırdı. Meselenin az ve çok, ehemmiyetine göre, verilecek cevap kısaca; vardır veya yoktur, olur veya olmaz, gelir veya gelmez, meşrudur veya meşru değildir, caizdir veya caiz değildir şeklinde olurdu. Bazan da verilen cevap izah edilirdi. Fetvalar, Hanefi mezhebi imamlarının kavillerine (ictihadlarına) göre verilirdi.

Şeyhülislam dairesinde bulunan kethüda, şeyhülislamın siyasi ve iktisadi işlerinde ve şeyhülislamın nezaretinde bulunan vakıf muamelelerinde onun vekili olup, namına hareket ederdi. Telhisçi, şeyhülislamın hükumet nezdindeki memuru olup, dini işlere ve kanunlara ait muamelelerde hükumetle temas ederdi. Şeyhülislamın müderrisleri tayinleri ve diğer hususlar bunun vasıtasıyla ve reisülküttabın delaletiyle veziriazama arz olunurdu. Mektupçu, şeyhülislamın divan efendisi veya mühürdar, şimdiki ismiyle yazı işleri müdürüydü. Meşihattan (şeyhülislamlık makamından) çıkan yazılar, tayin rüusu ve beratlarıyla icazetnamelerin yazıldığı daireden bu sorumluydu.

Şeyhülislamın mührü de mühürdarda bulunurdu. Osmanlı donanmasının Haliç’ten denize çıkmak zamanı gelince, reisülküttab efendi vasıtasıyla davet edilen şeyhülislam Yalı köşküne gelir ve padişahla beraber teşyi merasiminde bulunurdu. Ayrıca şehzade ve sultan hanımların doğumları münasebetiyle yapılan tebriklerde, sultanların nişan ve nikah merasiminde şeyhülislamlar da bulunur ve sultanın nikahını kıyarlardı. Padişah ve şehzade vefatlarında da bunların cenaze namazlarını şeyhülislamlar kıldırırdı.

Osmanlı tarihinde sadrazam olmak için tahsil aranmazdı. Fakat şeyhülislam olmak hatta bunun ilk basamağı olan kadılık, müftilik ve müderrislik için bile, medreselerin en yükseğini bitirmiş olmak gerekirdi. Bu durum, şeyhülislamlığa verilen değeri gösterdiğinden önemlidir. Osmanlı şeyhülislamlarından bir kısmı verilen fetvaları toplamış ve kitap haline getirmişlerdir. Bunlardan bazıları basılmış, basılmayanlar da muhafaza edilmiştir. Osmanlı Devletinin kuruluşundan itibaren görülen şeyhülislamlık makamı, cumhuriyetin ilanından sonra kaldırılmıştır.

Sözlükte "şeyhülislam" ne demek?

1. Osmanlı ımparatorluğu'nda, kabinede sadrazamdan, sonra yer alan ve din işlerine bakmakla birlikte dünya işlerine de din bakımından karışan üye.

Son eklenenler

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç